8/3/2007 - Silvia Plath
Sylvia PLATH (1932 - 1963)
Hayatı:
1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Sylvia plath 8 yaşındayken babasının ölümüyle çok büyük bir sarsıntı geçirdi ve ilk şiirini yazdı:
"dikenli tellere takıldı kaldı ich, ich, ich, ich güçlükle konuşurdum her alman'ı sen sanırdım hele o yüz kızartıcı dilin
bir lokomotif, beni bir yahudi gibi çuf çuf alıp götüren bir lokomotif dachau'ya, aushwitz'e, belsen'e yahudi gibi konuşmaya başladım sanırım bir yahudi olabilirim.
baba, babacığım, alçak herif, seninle işim bitti"
.
Babasının ölümünden sonra bu saplandığı derin psikolojik bunalımların eşiğinden bir türlü dönemedi. Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler. Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
[left]http://img134.imageshack.us/img134/9148/gunceleridr9.jpg[/left] [right]http://img258.imageshack.us/img258/875/johnypanikyw4.jpg[/right] Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair W.B. Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
Plath Şiirinde İntihar Kavramı:
Sylvia Plath için intihar bazen yaşamakla eş anlamlı bir olgu haline bürünür. Lady Lazarus adlı şiiri Ahdi Cedit’de geçen İsa’nın Lazarus adında daha önceden ölmüş birini diriltmesine göndermedir. Plath, deneyip de başaramadığı intiharları Lady Lazarus adlı şiirinde bu hikaye ile ilişkilendirir. Bazen deintihar bir kaçış yoludur. Başarısızlığa yahut kendinden daha iyi olan birine karşı tahammülsüz olan kadın şair, bir şiirinin başarısız bulunup elenmesinden sonra, yaşadığı bu düş kırıklığını intihar ederek aşmayı denemiştir. Plath’ın eserlerinde genelde yaşadığı çıkmazların betimlemeleri vardır. “Ölmek istemiyorum” diyen şairenin, sürekli ölmek için çabalaması “ölüm” imajını iki farklı anlama oturtmasından kaynaklanmaktadır. Ölmek istemez, çünkü ölmek unutulmak demektir. Ölmek ister, çünkü ölerek yaşamak daha albenilidir.
Sylvia Plath’ın intihara bu denli yakın durması ve bütün bir hayatı ele alınınca oldukça dramatik bir anlam ifade etmesi, “Sylvia Plath Etkisi” adı altında bir kavramı ortaya çıkarmıştır. Kavram özetle, özgün üretimle deliliği bağdaştırmaya yöneliktir. Plath intiharı ondan sonra gelen bir çok kadın şair ve yazarı etkilemiştir. Türk yazınında Nilgün Marmara intiharı Plath’la ilişkilendirilir. [left]http://img219.imageshack.us/img219/3489/sircafanusqq2.jpg[/left] [right]http://img134.imageshack.us/img134/7025/uckadinya1.jpg[/right] Eserleri Şiir • The Colossus (1960) • Ariel (1965) • Crossing the Water (1971) • Winter Trees (1972) • The Collected Poems (1981) Düz yazı • The Bell Jar (1963) • Letters Home (1975) • Johnny Panic and the Bible of Dreams (1977) • The Journals of Sylvia Plath (1982) • The Magic Mirror (1989) • The Unabridged Journals of Sylvia Plath Çocuk kitapları • The Red Book (1976) • The It-Doesn't-Matter-Suit (1996) • Collected Children's Stories (İngiltere, 2001) • Mrs. Cherry's Kitchen (2001)
Türkçeye çevrilen eserleri • Ariel, (İmge Kitabevi) • Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı, (Altıkırkbeş Yayınları) • Sırça Fanus, (Can Yayınları) • Üç Kadın, (Oğlak Yayıncılık) • Sylvia Plath'in Günceleri, (Oğlak Yayıncılık) . Suyu Geçiş, (Artshop Yayıncılık)
İşte, Plath'ın ölümünden sonra ilk kez yayınlanan şiiri:
ABD'li şair Sylvia Plath'ın daha önce yayımlanmamış bir şiiri internet üzerinden okuyucularıyla buluşuyor. Virginia Commonwealth Üniversitesi'nde (VCU) yaratıcı yazım konusunda eğitim gören Anna Journey'in Indiana Üniversitesi'ndeki Plath arşivlerini araştırırken bulduğu "Ennui" (Sıkıntı) adlı şiir, VCU'nun İngilizce bölümünün internet sitesinde "http://www.blackbird.vcu.edu" yayımlanıyor. Plath'ın, F. Scott Fitzgerald'ın "Muhteşem Gatsby" romanındaki temaları tartıştığı 14 dizelik İtalyan "Petrarchan" sonesi şeklindeki şiiri, 1955 yılında 22 yaşındayken Smith College'da öğrenciliğinde yazdığı belirtiliyor.
Bazı Şiirleri:
BAYAN LAZARUS
İşte yine yaptım Her on yılda bir Böyle bir tane beceririm
Bir tür ayaklı mucize, tenim Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak, Sağ ayağım
Tüy kadar hafif Yüzüm ifadesiz, incecik Yahudi kumaşından.
Çözün kundağı Ah, sevgili düşmanım. Korkutuyor muyum? -
Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi? Acı nefesi Ertesi gün yok olacak.
Yakında, çok yakında Vahim bir öldür gücü Evimde, etimde olacak
Ve ben işte gülümseyen bir kadın. Daha sadece otuzunda. Ve kedi gibi dokuz canlıyım.
Bu Üçüncü Sefer. Ne lüzumsuzluk On yılda bir imha. Bu ne çok iplik. Çekirdek yiyen kalabalık İtişir içeri görmek için
Ellerimi ayaklarımı çözmelerini - Muhteşem soyunmalar. Baylar, bayanlar
Bunlar ellerim benim, Bunlar dizlerim. Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,
Ben de onlardandım, tek tip kadın işte İlk seferinde on yaşındaydım. Kazaydı.
İkinci seferinde istedim Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi. Üstüstüme kapaklandım.
Tıpkı bir midye gibi. Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan Solucanları
Ölmek Bir sanattır, herşey gibi. Özellikle iyi yaparım.
Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum. Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum. Sanki gider gibi bir davete.
Bunu yapmak çok kolay bir hücrede Ölmek ve kımıldamamak Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi
Güneşli bir günde geri gel Aynı yere, aynı yüze, zalim Eğlenen çığrışlara:
'Mucize!' İşte bu yere yıkar beni. Ama bir bedeli var.
Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var. Kalbimi dinlemenin ---- Hakikaten çalışıyor.
Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var. Bir sözün, veya bir dokunuşun. Ya da biraz kanımı akıtmanın.
Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın. Eee, Herr Doktor. Eee, Herr Düşman. Sizin eserinizim ben, Paha biçilmez, Altın topu bebeğinizim
Bir çığlığa eriyen Dönüyorum ve yanıyorum. Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.
Kül, kül - Külü eşele bak. Etten kemikten eser yok----
Bir kalıp sabun Bir nişan yüzüğü Altın bir diş. Herr Tanrı, Herr Şeytan Savulun Savulun.
Küllerin arasından Doğrulurum kızıl saçlarımla Ve çıtır çıtır adam yerim. Sylvia PLATH Çeviren : Enis AKIN
Çılgın Kızın Aşk Şarkısı
Yumuyorum gozlerimi,yıkılıp ölüyor dünya; yeniden doguyor açınca gozlerimi. (kafamın içinde yarattım seni galiba) ... yumuyorum gözlerimi,yıkılıp ölüyor dünya beni buyuyle cektin yataga,bunu dusledim sarkilar soyledin cilginca,delice optun (kafamın içinde yarattım seni galiba) ... bir fırtına kusunu sevmeliydim senin yerine bahar gelince gokyuzunu basarlar hic degilse yumuyorum gözlerimi yıkılıp ölüyor dünya (kafamın içinde yarattım seni galiba)."
Yazan: Sylvia Plath Çeviren: Handan Saraç
Babacım
Yapma, yapma, artık yapma Bunu bana, ayakkabı kara. İçinde yaşadığım bir ayak olarak Otuz yıl boyunca, zavallı bir beyazlık, Güçlükle nefes almaya cesaret ettiğim veya hapşırmaya. Babacım, seni öldürmek zorundaydım. Ben bir fırsat bulamadan önce sen öldün – Misketle doldurulmuş gibi ağır bir çanta dolusu Tanrı, Ürkütücü heykel, ayak baş parmağı Bir San Fransisko fok balığı kadar kocaman. Ve acayip Atlantikte bir kafa Fasülye yeşilinin mavinin üstüne yağdığı yerde Güzel Nusret'ten uzak sularda. Seni iyileştirmek için dua ederdim. Ach, du. Alman dilinde; Polonya kasabasında Silindirin altında ezilip dümdüz edilmiş Savaşlarla, savaşlarla, savaşlarla. Ama kasabanın adı çok sıradan dedi Polonyalı arkadaşım En az bir iki düzine kadar vardır aynısından. Demek ki hiç bilemeyeceğim Nereye koyduğunu ayağını, kökünü saldığını, Seninle hiç konuşamadım. Çene kemiğime sıkıştı kaldı dilim
Sesim bir kablonun içinde kısıldı. Ich, ich, ich, ich. Zorlukla konuşabiliyordum. Her Almanı sen sandım. Ve bu lisan kırıcı Bir makina, sanki bir makina Bacasından atıyor beni bir Yahudi gibi Dachau, Auschwitz, Belsen'e bir Yahudi gider. Yahudi gibi konuşmaya başladım. Belki de bir Yahudi'yim ben. Tirol'ün kar'ı, Viyana'nın açık renkli birası Ne çok saf ne de gerçek. Çingene kadın anam ve tuhaf şansımla Ve Tarot kutumla, ve Tarot kutumla. Gerçekten belki de Yahudi'yim ben. Ben Sen'den hep biraz korktum, Senin Nazi Hava Kuvvetleri'nden, agularından, Ve jilet gibi bıyığından Ve ari gözlerinden, parlak mavi. Panzer-adam, Panzer-adam, Ey Sen – Allah'la boy ölçüşen bir gamalı haç Öylesine karasın, gökyüzünden hiçbir çığlık sızmaz içeri. Her kadın bir faşiste tapar, Suratta çizme, senin gibi bir Acımasızin, acımayan acımayan kalbi. Kara tahtanın önünde duruyorsun, babacım, öylece Bendeki resminde, Ayağın yerinde çenede bir çatlak ince Ama bunun için daha mı az şeytan? Değil, hayır değil Kırmızı temiz kalbimi ikiye bölen Kara adam daha beyaz hiç değil Seni gömdüklerinde on yaşındaydım. Yirmisinde ölmeye çalıştım Dönmek için geriye, geriye, geriye sana Kemikler bile idare eder sandım.
Ama beni çıkardılar çuvaldan, Ve parçalarımı zamkladılar birbirine tek tek. O zaman anladım ne yapmam gerektiğıni. Senin bir maketini yaptım. Meinkampf bakışlı, kara giysiler içinde Bir adam raflara ve vidalara aşık. Ve evet dedim, kabul ediyorum. İşte babacım, sonunda ben bittim. Kara telefonun hattı kökünden kesildi, Sesler kablolardan kıvrılarak geçemez artık. Bir adam öldürseydim, iki adam öldürmüş olacaktım – Kendisini sen olarak tanıtan Ve bir yol boyunca kanımı içen vampir, Yedi yıl boyunca, doğrusunu istersen. Babacım, artık sırtüstü yatabilirsin. Şişko kara kalbine bit tahta parçası saplı olarak Köylüler zaten seni hiç sevmemişlerdi. Mezarına topuk vuruyorlar, üstünde dans ediyorlar şimdi. Hep biliyorlardı zaten senin sebep olduğunu bütün kötülüklere. Babacım, babacım, adi herif, bitirdin beni.
Sylvia Plath
Kenar
Kadın mükemmeliğe erişti Ölü Bedeni bir zafer gülümsemesi takınmış Bir Yunan gerekliliği yanılsaması Tuğunun kakmalarında akmakta, Çıplak Ayağı konuşuyor adeta: Yol buraya kadardı, artık bitti. Her ölü çocuğa beyaz bir yılan dolanmıs. Artık boşalmiş, Küçük süt fışkırtıcılarina da birer tane. Katlayıp kaldırmıs onları geri vücuduna Bozulmaya yüz tutan bir bahçede Gece çiçeklerinin tatlı, Derin boğazından gelen kokular kanarken Kapanan bir gülün yaprakları gibi. Ayın üzülmesine gerek yok, Kemikten kapşonunun içinden bakıyor. Böyle şeylere alışkındır o. Karalıklarını takırdatıyor ve peşinden sürüklüyor.
Sylvia Plath
|